şehit evine doğmazken güneşin, sabah senin pencerenden arsızca girmesi yakıyor canı.
sonra ürperten bir boran geliyor uzaklardan, kan kokuyor.
kafanı kaldıramıyorsun gökyüzüne bu kez, çünkü onlar da bakmıyor.
timlerden her iki satte bir şehit veriliyor... Irak'ta da hızlı geçer zaman.
şairler, şairler yalan söylemiş. dağlar her zereye işleyen bir soğuk...
ne öncesinde ne de şimdi gidememişsin sen ve yarın da gidemeyeceksin.
Komando er Murat'ın da yazdığı gibi "neyi bölmeyi öğrendik biz?
utanır ya insan nefes almaya, ne ölüsün ne de bunun adı yaşamak...
soluya soluya yok oluyorsun bugün ve yarın, yarın da soluya soluya yok olmaya kaldığın yerden devam edeceksin
olur da dayanamazsın şehitliklerin önünden geçmeye, gökyüzüne bakışlarnı yöneltmeye,
olur da anlayamazsın yurdun en umarsızca nankörlüğünü, acı çekemeyenin gülüşünü
de saklamadığını
karşısında bir şehit evladının, bir şehit yarinin ıstırabını...
lanetler yağdırırken bulunursun lanetine kendini de katarak
ya da ağlar bulunursun sularının akmasına yardımcı olduğun bir köprü altında
yahut olmaz ya başarmış bulunursun gidebilmeyi; omuzundaki ilk acemi rütben, büyüğü büyük küçüğü küçük bir postal ve üzerine de hiç tam olmaz ya intibak üniformanla...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder