Bu Blogda Ara

ben de bilmiyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben de bilmiyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Mayıs 10, 2026

hatır


 ne zaman kafama koydum, hatırlamıyorum

sadece ilkokulda resmimizi çekmeye gelen fotoğrafçılara "siz benim resmimi çekip bu kız gelecekteki asker diyerek  p k k'ya mı vereceksiniz?" diye bağırarak bahçeye kaçışımı hatırlıyorum

ne vakit askerlerin varlığını öğrendiğim, hatırlamıyorum

ama her şehit haberinde evdeki sessizliği ve yaşlı gözleri hatırlıyorum

ne zaman asker olmak istedim, hatırlamıyorum

oysa asker olmaya karar verdiğim bir anda "o üniformayı giyecek kadar şerefli misin?" diye kendime sorup yedi yıl boyunca şerefli olup olmadığımı sorgulayışımı, bu süreçte şerefin tanımına ulaşmaya çalışışımı hatırlıyorum

ne ara bu kadar bağlandım, hatırlamıyorum

lakin ilk deneyişimde bile yıllardır beklemiş olduğumu hatırlıyorum

ne vakitten beridir vazgeçemediğimi hatırlamıyorum

fakat dördüncü başarısız denememde hayatımda ilk defa acillik oluşumu ve çektiğim o acıyı hatırlıyorum


ve kalbimde tam olarak nereye konuşlandığını hatırlıyorum

ait hissettiğim neresi varsa parçası olduğundan


Cuma, Mart 13, 2026

bir damlanın dalgası

inandığım şeyler uğruna kör edişim gözlerimi

esasında kalbimin aklıma kanmak isteyişi 

bildiğim şeyler uğruna nezdimde yok edişim herkesi

esasında aklımın kalbimi dizginleyişi 


Ben de insanım benim de korkularım var 

ya hiçbir zaman menzilimi bulamazsam

 Ben de insanım benim de duygularım var

 ya göğsümde atan kalbimi tercüme edemezsem

 kırgınlıklarım var, öfkem var, bencilliklerim var

 ya erdemli olma yolunda kendi bendimi kaybedersem



Pazar, Mart 01, 2026

korkuyorum beklemekten

gördüğümden fazlası olmalı derdim çocukken

bildiğim çok az olmalı bütün gerçeklerden

belki de bu yüzden hep yüksek yerlere çıkmakla geçti ömrüm

en tepeye çıktıkça görünür olacak sandım gerçeği

en tepeye çıktıkça bileceğim, en tepeye tırmandıkça hissedeceğim

sonra yere yakın olan hiçbir şey tat vermedi

başı gökyüzüne dönük bir çocuktum ya ben


sokakları bilmezdim de başımı kaldırdıkça bulurdum yolları

"nereye dek çıkacaksın tepelerine?" demedi kimse

deselerdi belki başka bir yol bulurdum kendime 


ve bazen de bir yaprağın damarlarında arardım hayatı

mahalledeki kirli bir duvarın pürüzlerinde hissederdim yaşamı

cevabımı elime alıp baktığım öylesine bir taşın şeklinde görmeyi beklerdim


şimdilerde bekleyemiyorum hiçbir şeyi

sanki ruhum farkında ama hareketsizdi Adem'den beri

ve şimdi şimdi harekete geçebiliyorum

yıllardır oturduğum yerden çözülüyorum

korkuyorum;  ayın güneşi, akrepin yelkovanı kovalaması gibi dönüp dönüp kavuşacaksın sanıp oysa sadece beklemekten




Pazartesi, Şubat 23, 2026

e-yazan ömür

ben ölü tırnak uçlarımda bile hissediyorum hayatı

sen nefes almayı yaşamak sanıyorsun

görmediklerini görüyorum diye

benden usul usul tenhalara kaçıyorsun


anlayıp da anlaşılmamak ne zor işmiş gülüm

bana asıl gurbetimi anlamayan bakışlarında yaşatıyorsun

uzaklara gitme arzusu dolduruyor körpecik yüreğimi

hiçbir yere ait değilsem her yer benimdir anne öyle değil mi


vererek alırım sandım; verdikçe de boşaldı ellerim, avuçlarım

bugünse güneş aydan en çok ayrılırken anca semanı arşınlar bakışlarım



Cuma, Şubat 06, 2026

maksud

 


Asıl hakikati nerede aramalı ey maksud

nerede çıkar karşımıza vuslatımız


peki ya her ölümlü için belirlenmiş midir gidilecek yollar

yoksa yürüdükçe mi görünür kılınırlar


bir kayanın ab-ı hayattan aşınan suretinde mi bulacağım

bir adamın güneşi kucaklayan bakışlarında mı

yoksa dokunmaya dahi çekindiğim duygularımın uykusunda mı saklı


bir değer mi yaratacağım, bir değere misafir mi olacağım


kendimi bilmeden başka şeyleri bilmeyi arzulayacak kadar toy muyum

yaşamanın sırasını mı bulamıyorum

yoksa sıra mı beklemiyor beni


niceleri bi-tekellüf alıp veririken nefeslerini

ben sonuna değin şuur etmelere yetişemiyorum






Cumartesi, Ekim 18, 2025

açmadın


seni düşünmemeye çalışmak boşa

düşündükçe de açılmıyor kapılar sana


kaç müziği harcadım yollarına sabahı olmayan geceler boyu

sayfalarca bilmem kaç kelime yazdım sana hiç bilmediğin


sahip olmadıklarımı bile uğruna hibe edişlerim oldu

ve yanından çok geçtiğim icabındaysa canına hiç dokunamamışlığım


en zora giden kapından içeri girmek ve geri çevrilmekti

sen anlayamazsın, bilemezsin zira sen; seven değil sevilensin...






Cuma, Ağustos 22, 2025

yaşa diye veriyorum kanlarımı

akşam çökünce duyduğum tüm seslerde
şafak sökerken aldığım bütün nefeslerde
bir suyun dibinde sürüklenen her çakıl taşında 
ve kırmızının en koyu tonunda ben yalnızca seni buldum gülüm 

gece yarıları gökyüzüne her bakışımda
aklım erip varlığımı varlığınla taçlandırdığımda
hiçbir şeyi değil tek seni sevdiğimde
ve senin bana sırtını her dönüşünde ben çoktan kölen olmuştum gülüm

vazgeçmek vakti geldip geçeli çok oldu senden
koparmaya çalışıyorum halen ilk düğümü kalbimden
ve sonuna gelene kadar ömrümü tamamlamış olacağım
sen başka gönüllerin ırmağında hayat bulurken 



Pazartesi, Mart 31, 2025

neye yarar


durup durup da yoklama

hâlâ geliyorum sanırım 

kapanmaya yüz tutmuş göz kapaklarım

ben seni kırmızından da tanırım

beni tanımamandan da tanırım 


hâlâ sana yaşıyorum sanırım 

nefesi sen varsın diye ciğerlerime salarım 

kaçtır görmüyorsun ya çok kırgınım 

korkma hâlâ bu yolu "sen, sen!" diye adımlarım


umudu da kestim sanırım 

bu yüzden yıllar sürer ancak bir adımım

bir fecir vakti kokunu duyarım 

duyarım da neye yarar 

sen Ankara'dasın ben İstanbul'dayım 

Cumartesi, Şubat 01, 2025

nereye ve neden


nereye gittiğini merak ediyorsun. gittiğin yerin bir anlamı olacak mı, merak ediyorsun. dünyanın yaşanmayacak hale geldiğini izleyerek kendine hedefler koymanın absürtlüğü ile bakışıyorsun.

Mars'a giden Rover, Çin'den gelen ikinci bir virüs (!), uzaklaştırma almasına rağmen eski eşinin üzerine benzin döküp yakan bir adam, gittikçe saldırganlaşan bir toplum, asla değmeyecek insanlar için canlarını ortaya koyup feda eden Mehmetçikler, dünyalarını dedikoduya adayanlar, ünlülerin ilişki haberlerini anlatan magazin sayfaları, falanca markette indirimlerin geldiğini bildiren reklamlar, Suriye'de; Ukrayna'da; Gazze'de ölen onca masum can, yeni çıkan aptalca şarkılar, hala tırnak uzatmaya kızan ebeveynler, resim çizmenin günah olduğunu savunanlar, chatgbt'ye "insanlığı yok edecek misin?" diye soranlar, halkın umarsızca ezildiği o iğrenç çıkarcı düzen...

Hayvan çiftliğinde olduğu gibi aklını kullandıkça domuzların içerisinde yaşadığını fark ediyorsun. Özgür olmadığını hissediyorsun, dahası biliyorsun. kafasını kullananın kafası eziliyor. satrançta bir piyonsun, hoş at olsan da değişmez ya şaha göre seni yönlendiriyorlar. sen de oturup hangi geleceğe niçin çalışacağını düşünüyorsun. ardından üç kuruş para kazanmak isteyen yirmi yaşındaki genci tag kullanıyor diye taksi çetesi darp ediyor. etrafındaki kimsenin haberi yok umurunda da değil zaten, uykusundan yeni uyanmış da kafası henüz çalışmıyormuş. 

dünya yediye bölünmüştü şimdi ise insanoğlu onu iki yüz sekiz  yaptı. İlk başta farklı yerlerde yerini kurmuş insanlar vardı sadece. bir devletin doğuşu yanında ikinci bir devleti mecbur kıldı ve ikinci bir devletin kuruluşu savaşı getirdi. o günden beri kendisiyle savaştı insan, o günden beri maşa olarak kullanılmaktan bıkmadı insan.

çekip gitmek istersin ama nereye, hiçbir şeyin olmasa varoluş sancıların olacak. insan bir şey yapmaya gelmedi dünyaya ve acı çekiyor boylu boyunca. 

sonuç; inan ben de bilmiyorum.

Cuma, Ocak 24, 2025

etrafımda yalnızım


etrafımda yalnızım
yalnızlığım dolu dolu
ağzımı açamıyorum, dilim kıpırdayamıyor
nefes alamıyorum, hayat içime dolamıyor


gözlerimde suskunum
sessizlik boğazımda boğum boğum
saçlarım arsız rüzgarla sessizce boğuşuyor
nefes alamıyorum, iç çekince hayli ses çıkıyor


ellerimde umutsuzum
avuçlarımda hayal kırıklıklarım sere serpe
parmaklarım dahi bitişmiyor birbirlerine
koşamıyorum, yok halim
sana gerçeği hiçbir vakit söylemeyeceğim


ve yine zihnimde hala o aptal gülümseme
yokluğunla anlaşamadık gülüm
bizi daha fazla cana ciğer etme!..







Pazar, Aralık 08, 2024

hayır o değil

 

Yaşam bazen çok komplike olacağı gibi bazen de çok basit olabiliyor. Bazen yüzyıllar evvel yaşamış insanların iki elleriyle yaptıkları şeylerin, iki dudaklarının arasından çıkan sözlerin içine hapsolmuş buluyoruz kendimizi. Oysa hayat ona ne mana yüklüyorsak sadece o idi. Ve İnsan asıl mana yüklemezse ölürdü… Anlamsızlığa anlam yükleyenler dahi şanslı kümedendi ve bir de anlamsızlığa anlam yükleyemeyenler vardı. Bir şeyler onlara sen anlam yüklediğin müddetçe var olmayı sürdürecekti ve bir gün o yüklediğin anlam denizinde kendi kendini boğacaktın. Kutsalların olacaktı, aklını kullanmadan destekçisi olup inandığın kutsalların… Belki de öyle bir kutsal seçecektin ki kendine, uğrunda ölüp öldürecektin. Peki ya yüklemediğin manalar… Onlar da bir yığın yokluk olup nefessiz bırakmayacak mıydı seni? Hiçbir şeyin manası yok deyip kahkaha attıktan on beş dakika sonra boşluğa kucak açmayacak mıydın? O boşlukta seni bir şey beklemiyor, sarılamayacaksın…



Cuma, Kasım 22, 2024

mutluluk zorlantısı

sezgilerime göre yaşamam ne hissettiğimi ne önemi var? yapacaklarımı ve yapmayacaklarımı duygularım belirlemez ne hissettiğimin ne önemi var? hayal değil plan kurarım ne hissettiğimi ne önemi var? işlerim ne verimli ne de verimsiz olmaz ne hissettiğimin ne önemi var?


hissetmek yaşayanlar için geçerlidir, bir kere hissetmeye başlamanız demek ölümü de göze almanız demektir. kurtlar vadisi'nde dediği doğru sanıyorum; bazılarımız ölümü değil yaşamayı göze alıyor. bazılarımızın aradığı şey bu dünyada değil o yüzden asla bulunamayacak olandır aranan ve bu dünyadan olmadığı içindir ki ne olduğu da bilinemez. 


zorunlu değiliz mutlu ya da mutsuz olunmaya. oysa insanlar yanılıyor. tutturulmuş bir mutluluk hali, ne olduğu da bilinmiyor sürekli değişiyor adı. ve sadece ısrarla elde tutulmaya çalışılıyor. şu halde mutluluk bir çaba olmalı; yokluğu istenmeyen ve varlığı sizi sürekli bir şeyler yapmaya mecbur bırakan bir çaba. oysa mutluluk zorla olmayandır. peki şu elde zoraki tutulup bırakılmak istenmeyen şey de nedir? mutluluğun zoruntası mı? üzerine misk sıkılmış bir kaç korku kırıntısı mı? nedir o? her mutluluk iyi olmadığı gibi her mutsuzluk da kötü değildir. bildikçe, farkında oldukça komplike olan zihnimiz ve dünyamızda mutsuzluk elde ettiğimiz sonuçlardan sadece biridir. bunu kabul etmek de bir olgunluktur. her şeyin bir bedeli yahut sonucu vardır. asıl mutsuzluk bu sonuçları yok saymaktır. son derece makul ve mantıklı olan mutsuzluğunu zoraki yaptığın mutluluğun(!) yerine koymaya çalışmak bir denklemde uygun olmayan bir değeri ısrarla x'in yerine koyup cevabın doğru çıkmasını beklemek gibidir. mutluluk ve mutsuzluk kabulden gelebilir ama mutluluğun zorlamadan gelmeyeceği kesin. 


sonuç; mutluluk var olandır, keşfedilir, arzulanır oysa ölesiye peşinden koşulmaz zira doğasına aykırıdır.



sitare

 umut verme bana nazenin  yaşatır sanırsın, ölüveririm öyle sımsıcaklığını duyumsatma bana berceste ısıtır sanırsın, kuytu köşelerime kar ya...